20/10/2006 - NE YAPMALI ? NASIL ANLATMALI ?
 Sürekli endişeyle nasıl yaşar insan? Nasıl gözlerini kapatır her fırsatta önüne setler çeken gerçeklere? Her şeye rağmen nasıl umut taşıyabilir yarınlara? Akrep yelkovanı, günler geceleri kovalarken değişmeyen tek şey kendinsen; hasret kuşatmışsa her yanını, hüzün yerleşmişse yüreğine; söküp atmak imkansızsa öfkeni, isyanını ve bitmek bilmiyorsa sorgular, sualler; yanıtlar tatmin etmiyor, çözümler merhem olmuyorsa yaralarına, ne yapmalı?
Kaçmayı hiçbir zaman becerememiş sabıkalı bir kaçaksan; mesafeler, yollar, karanlık ya da yalnızlık değilse seni korkutan; asıl korktuğun aklının ve yüreğinin vuruşmasıysa her fırsatta, savaşların ganimetsiz, kederlerin tesellisizse; sanıksan ve suçluysan, hafifletici sebeplerinde yoksa üstelik; celladın da yargıcın da kendinsen; nereye saklanmalı?
Bir türlü öğrenememişsen doğru yaşamayı; geride bırakıyorsan kolay öğrenilen yaşları; anlamaya çalışmaktan yorulmuşsan; kendini, insanları, hayattansa umudunu kesmişsen nicedir; yeterli gelmiyorsa, bugüne kadar biriktirdiğin ne bilgi, ne sevgi, ne dostluklar ve dahasına yer yoksa yüreğinde; acı, hasret ve hayal kırıklıklarının; heyecanlar azalmış, şikayetler artmışsa her fırsatta, nasıl yaşamalı?
Gidenler; biri, beşi, onu aşmışsa, yoksa karşılıkları ne yüreğinde, ne hayatında; koca bir boşluksa kalan arkalarından; dost meclisleri tenhalaşmış, telefon faturaların azalmışsa; uykunun değil özlemin ağırlığı çöküyorsa gecelerine, hafızan kuvvetliyse; tek tek ve özenle ayıklayıp anıları, tekrar tekrar gözlerinin önüne getirecek kadar ve anlamsızsa ölümler. nasıl avunmalı?
Sevdiğin bir avuç yüzde gölge etmişse hüzün; gözler dalgın, kederli, sözcükler açığa alınmışsa işe yaramadıklarından "boş ver" demek çok sığ kalıyorsa, yaralar derindeyse ve dağlanıyorsa yıllardır; çare değilsen sevdiklerine; gülüşler hüzünlü, kahkahalar neşesizse, nasıl mutlu olmalı?
Yalan ve riya kol geziyorsa çevrende, habeer bültenleri bilmiyorsa krizden, ölümden, savaştan ve dedikodudan başka haber; kitap almak, sinema ve tiyatroya gitmek lüks harcamalar listesine girmişse; biliyorken komşunun ekmeğini evde yapıp, çocukları için eski kıyafetler aradığını etraftan, utanıyorsan aç insanlar olduğunu düşünüp alışverişe gitmekten; bunca talana rağmen gelmiyorsa insanların aklı başına; sabrın sınanıyorken her fırsatta, unutmak ve susmak erdem sayılıyorsa; doğru ve dürüst adamlar enayi ve aptalsa, çirkeflik yoksa kanında, anlamıyorsan dalavereden, miden kaldırmıyorsa bunca pisliği nasıl direnmeli?
Sevgi sözcükleri dillerde bayrak olmuşsa, "SENİ SEVİYORUM", artık riyakar yüreklerin eskittiği bir cümleyse; sarıldığın insanların hançerleri saplıysa sırtında; yeni insanlar tanımak serüven olmaktan çıkmışsa gözünde; " insandır yapar" demek kar etmiyorsa; yoksa geçmişinde ihanetlerin; sözlerin söz, dönüşün felaketse, nasıl güvenmeli?
Bıkıp usanmak, içindeki şeytana koz veriyorsa; sürekli "çekip git" diyorsa bir ses... Biliyorsan kaçamayacağını kedinden, gittiğin her yere yüreğini taşıyıp getireceğini hasretleri, acıları, ihanetleri... Kabul etmeye yanaşmasan da, anlıyorsan içten içe yalnızca burada kendin, yalnızca toprağında doğal kalabileceğini... Nedenini bilmesen de seviyorsan her şeye rağmen; doğduğun ülkeyi, aynı kirli havayı teneffüs ettiğin insanlarını, nasıl gitmeli?
Bulutlardan taç yapmışken başlarına dağlar " adam sende!" demek zorsa çağrılarına; rüzgar denizden esiyorken, kumsalda gülümsemek elinde değilse; geceleri gözlerini ayıramıyorsan yıldızlardan, hala kirli yüzlü bir ufaklığın yüzündeyse umut; ailece bir yerlerlere gitmekteyse neşe; yağmurda yürümek, toprak kokusunu içine çekmekse huzur; dostların varsa bir fincan kahve eşliğinde susabileceğin... Nasıl vazgeçmeli? İşte söylemiş Orhan Veli; " Biliyorum kolay değil yaşamak; Ama işte Bir ölünün hala yatağı sıcak, Birinin saati işliyor kolunda. Yaşamak kolay değil ya kardeşler Ölmek de değil; Kolay değil bu dünyadan ayrılmak"
Nice büyük şairleri yetiştirmiş bir ülkeden nasıl ümit kesmeli... Yüreğindeki ezgiler notalara dökülmüşse çoktan; hüznün, hasretin, isyanın dizelere sıralanmışsa senden çok önce; sanki söylenmemiş sözcükler kalmamışsa sana, NASIL ANLATMALI
|